Salt...

, Serkan Algur

Tuzbuz olmuş hayatların çevresinde gelişen tüm durumların teke indirilmesi durumudur "Salt"lık. Tekildir, yalnızdır, sadece ve sadece orda kalması gerekir.

Devam...

Çocuk...

, Serkan Algur

Titreyen ellerle yazılan birkaç satır mektup gibiydi aşkın anlamı. Yağmur altında şemsiye tutan, üşümüş aşıkların paltolarındaydı anlatılmak istenen herşey. Doğru dürüst karar verme yetisine sahip bile olunmayan zamanlardan kalma birşeydi, unutulmaya yüz tutumuş hikayeleri kulaktan kulağa ileten ulakların akıllarındaydı bu sözcükler. Ve hiçbir insanoğlunun inanmak istemeyeceği sonsuz bir güç yatıyordu, beyaz kaslardan oluşmuş, kontrol edilmesi güç olan kalplerinde.

Devam...

Ev...

, Serkan Algur

Bir kış sabahı, gün ağırmaya yüz tutarken, yani tan vaktinde uyanmaya başlıyordu gözlerini açarak. Camda alelade asılı duran ve aslında hiç asılı olmaması yeğelenen perdenin altından, sönmemiş olan sokak lambasının cılız ama uyuyan adamı yerinden kaldıracak kadar kuvvetli ışığı süzülüyordu. Simetri takıntısı yüzünden odanın tam ortasındaki yatağında önce ellerini salladı, sonra onları yukarı kaldırarak gerindi. Öyle bir esniyordu ki o an bir sinek olsa vakum etkisine kapılıp kahvaltı olabilirdi.

Devam...

Tuzlu deniz kokusu...

, Serkan Algur

Puslu bir boğaz sabahına açmıştım gözlerimi, yatağımın sol tarafında duran eski komidinin üstündeki alarmın sesiyle. Gelişen herşeye inat hala saniyesi ilerlerken tavuk yemleyen saatlerden biri vardı o komidinin üstünde. Evin camlarını açtığımda gecenin yeni yeni sabahla selamlaştığı saatlerdeydik. Puslu boğazda başıboş gibi dolanan bir iki balıkçı teknesi dolanıyordu. Aslında kaçışmalar içinde de sayılabilirlerdi. Çünkü pupasındaki fenerini gördüğüm büyükçe bir tanker gidiyordu. Gözün gözü görmediği sabahta balık avlamaya çıkılır mı beykozun puslu sularında…

Devam...

Mektup...

, Serkan Algur

Boş boş kağıtlara bakıyordum. Sanki onun adını yıllardır bu kağıtlara döken ben değilmişim gibi. Oysa ne güzel başlamıştı hikayemizin ön sıraları. Sinema salonlarında özel konuklara ayrılan sıralardaki gibiydik. Her zaman ilk sırada olan tek şey aşkımızdı. Bazen saklambaç oynar gibi gizlerdik yüzümüzdeki aşk maskesini, sırf birbirimizi şımartmayalım diye. Biliyorduk tüm şımartılmış aşkların bir gün bittiğini…

Devam...